Bırakın çocuğunuz izleyici olacağına oyuncu olsun!

Uzun zamandır bu konuyla ilgili yazmak istiyordum. Bu gün Evrim Ağacı‘nda konuyla ilgili bir yazı okuyunca tamam dedim zamanı geldi. Biraz araştırma yaparsanız bu konuyla ilgili farklı görüşlerin olduğunu görebilirsiniz. Mesela yine Evrim Ağacı‘ndaki başka bir yazıda da farklı sonuçlardan bahsedilmiş. Bense bu yazımda kendi düşüncelerimi,  kişisel deneyimlerimi, okuduğum bilimsel yayınlardan ve katıldığım tartışmalardan süzdüğüm görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çocukların bilgisayar kullanım süreleri ve bilgisayarda oynadıkları oyunlar çok medyatik bir konu. Sık sık ekranlarda çocukların bilgisayar kullanım sürelerinin kısıtlanması, şiddet içerikli oyunların yasaklanması ile ilgili haberler yapılıyor.  Muhakkak sizler de denk gelmişsinizdir. Bilimsel olarak bu sorunun cevabını almak istediğinizde de yukarıda da bahsettiğim gibi birbirleriyle çelişkili pek çok bilimsel araştırma sonucu karşınıza çıkıyor. Sonuçların farklı çıkmasının örneklem farkı, yöntem farkı veya benzer görünen ama aslında çok farklı olan problem cümlelerinin karıştırılması gibi pek çok sebebi olabilir.

Şimdi sebeplerini açıklamadan önce peşinen görüşümü yazmak istiyorum. Gerekçelerimi de bunun üzerinden okuyabilirsiniz:

Bana göre video oyunları ve bu oyunlardaki şiddet konusu çok fazla abartılıyor ve bilerek veya bilmeyerek medya tarafından saptırılıyor ve asıl sorunlar gözden kaçırılmaya çalışılıyor.

Çocukken en sevdiğim oyunların başında tabancacılık dediğimiz oyun gelirdi. Mahallemizdeki Erenler Tepe’sine çıkar, eğreti otlarının ve çam ağaçlarının arasından savaşırdık. Çiuv çiuv çiuv… 🙂 Yine o yıllarda televizyonde Burjile (Bruce Lee) ve Cüneyt Arkın filmi olduğunu duyunca koşarak eve giderdik. VHS playerımız vardı ve hep karete filmi kiralardık. Film bitince de 3 erkek kardeş olarak evin içinde birbirimize karate yapardık.

Sonra büyüdük. 1992 yılında ilk bilgisayarıma sahip oldum. O yıldan bu yana da hep elimin altında bilgisayar vardı. İlk yıllarda bol bol oyun oynadım. Hemen her oyunum DOOM, QUAKE gibi FPS (First Person Shoot) oyunları ve Mortal Kombat gibi oyunlar oldu. Yani yine şiddet vardı. Kendi hayatımın sadedine gelirsek: Bu güne kadar bana şiddete meyilli olduğum ima bile edilmedi. Kendim de öyle olmadığımı düşünüyorum. Aksini iddia eden olursa fatality yaparım. 🙂 Arkadaşlarımdan, çevremdekilerden de hiç bu oyunları oynadı, bu filmleri izledi diye sadistleşen biri olmadı. Mesela Erol Taş seyredip Erol Taş gibi olan görmedim ama yaptıkları yüzünden Erol Taş’a benzetileni çok gördüm.

Gelelim günümüze. Günümüzde iş biraz daha karışık. Çünkü medya dediğimiz ortam çok zenginleşti ve yaygınlaştı. Şiddet de tüm medya organlarında bulunabilen bir içerik. Buradaki deneyimimi ise kendi çocuklarım üzerinden paylaşmak istiyorum. Burada iki konuya değineceğim. Biri oyunların içeriği, diğeri de oyun başında geçen süre. Benim 10 yaşında biri kız biri oğlan ikizlerim var. Genelde olduğu gibi oğlum bilgisayar oyunlarına daha düşkün. Kızım Şevval ise daha basit ve kısa süreli oyunlardan başkasına merak duymuyor. Oğlum Yunus Emre 7-8 yaşlarında Facebook üzerinde oynanan oyunlara meraklıyken şimdilerde  LOL, Minecraft, Assassin’s Creed, GTA gibi oyunlara ilgi duyuyor. Minecraft dışındaki tüm oyunlar az ya da çok şiddet içeren oyunlar. Ve bu oyunlara küçük yaşta maruz kalıyor. Bu yüzden Yunus Emre’nin şiddete meyil etmesi  ve daha agresif olması beklenebilir.  Ama öyle olmadığını öğretmeninden de çevresinden de defalarca duydum ve gördüm. Oğlumda gördüğüm nadir agresif tepkilerse genelde aile içi tartışmalarımızdan öğrendiği tutumlardan ibaret.

Çocuklar her gün bilgisayar oyunlarında adam öldürse, hırsızlık yapsa, araçları parçalasa yaşayacakları psikolojik etki, şahit olacağı birkaç dakikalık aile içi kavga kadar olmayacaktır.

Yani suçu bilgisayar oyunlarına atmadan önce aynanın karşısına geçip kendimize bakmamızda yarar var. Bu yazdıklarımdan şiddet içeren oyunları tavsiye ettiğim, yararlı bulduğum falan anlaşılmasın. Ben sadece gerçekleri halı altına süpürüp sahte gerçekler yaratma çabamızı eleştiriyorum.

Bilgisayar başında geçen süre benim en çok sıkıntı duyduğum konulardan biri. Eşimle de bu konularda sık sık ayrı düşüyoruz. Özellikle helikopter ebeveynlerin çok sıkı takip ettiği bir konu bilgisayar başında geçirilen süre. Ben çok sık şahit oluyorum, eminim sizler de şahit olmuşsunuzdur. “Ay şekerim sadece haftasonları yarım saat izin veriyorum. Haftaiçi kat’iyen bilgisayar açamaz!“, “Şekerim ben evdeki interneti bile kapattırdım!” vb. diyaloglar. Aslında çocuğa nasıl bir zulüm yaptıklarının farkında olduklarını sanmıyorum. Çocuklarının akranlarıyla yapabilecekleri pek çok paylaşımı kesmiş oluyorlar. Ama buraya kadar olan kısmı kısmen anlayabiliyorum. Medyanın baskısına ve yönlendirmesine kapılıp bu derece sert önlemler alması anlaşılabilir. Fakat şunu anlamıyorum:

Çocuğuna bilgisayarı yasaklayan helikopter ebeveyn, her akşam yayınlanan ve her biri en az 4 saat süren Acun programlarını ailecek seyrediyor. Çocuğunun oynayacağı oyunlardan ödü kopan anne, her Allah’ın günü 4 saat boyunca çoluk çocuk Survivor vb. seyredebiliyor.

Burada Acun Ilıcalı ve Survivor sadece bir örnek. Magazinel medyayı en başarılı uygulayan kişi olduğundan onu ve bir programını örnek verdim. Yoksa neredeyse tüm ulusal kanallar bu ve benzerleriyle dolu. Geçenlerde Facebook hesabımdan alttaki fotoğrafı paylaşmıştım. Zaytung hesabı tarafından üretilen bu içerik aslında benim söylemek istediğim çok şeyi tek başına söylüyor.

TV8 Bağımlısı

TV8 Bağımlısı

Çocuğa bilgisayarı yasaklamak veya kısıtlamak işin kolay yanı. Zor olan bilgisayar başından kaldırdığın çocukla kaliteli vakit geçirebilmek.

Eğer çocuğu aktif olarak katıldığı interaktif bir ortamdan kaldırıp, hiçbir etkileşimin olmadığı, onu yukarıdaki fotoğraftakine benzer bir yetişkine dönüştürecek olan bir medyanın karşısına geçirecekseniz sizin bileceğiniz iş. Ama bunu yapıp sonra da sohbetlerde güzel bir iş yapmış gibi böbürlenmeyin lütfen!

Çocuklarım ne yazık ki benim çocukluğumdaki gibi toprak sahalarda mahalle maçları yapamıyor. Eğreti otlarının ve çam ağaçlarının arkalarına saklanıp tabancacılık oynayamıyor. Çağımız çocukları ne yazık ki evde daha fazla vakit geçirmek zorunda. Bu da ebeveynlerin işini oldukça zorlaştırıyor. Okuldan gelen bir çocuk ortalama 6-7 saatini evde geçiriyor. Zor olan da bu süreyi en verimli şekilde geçirmek. Bütün akşam televizyon izleyen anne babanın çocuğunun oynayacağı bilgisayar oyununa yasak getirmesi bence haksızlık.

Peki çocuklar istediği kadar oyun oynayabilmeli mi? Elbetteki hayır. Bence burada bazı kıstaslar belirlemekte fayda var. Sizinle kendi kıstaslarımı paylaşmak istiyorum. İlk kıstasım sorumluluklarını aksatmaması. Mesela ödevlerini, kitap okumasını, sınavlarını ve diğer sorumluluklarını kesinlikle aksatmayacak. Bu tamamsa dışarıda arkadaşlarıyla oynamasını sağlamaya çalışıyorum. Hava dışarıda oynamaya uygun mu, dışarıda arkadaşları var mı vb sorulara göre dışarı yönlendirmeye çalışıyorum. Son olarak da “Çocuğumla yapabileceğim daha iyi bir şey var mı?” diye soruyorum kendime. Mesela bazı akşamlar puzzle çözüyoruz veya farklı kart oyunları oynuyoruz. Beraber dışarı çıkıyoruz vs. Zaten siz bunları yaptıysanız çocuğunuz bilgisayar süresinin kısıtlandığını anlamıyor bile! Ödevler hariç hepsini severek yapıyor. Çocuklar dışarıda oynamayı da sizinle vakit geçirmeyi de emin olun çok severler. Ama bunların hiçbiri olmayacaksa, maaile televizyon başına geçip uyku gelene kadar izlenecekse;

Bırakın çocuğunuz  izleyici olacağına oyuncu olsun!

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir