Animasyon sektörü, Pixar ve Türkiye

Pixar Logo
Pixar Animasyon Stüdyoları

Pixar Animasyon Stüdyoları‘nın kuruluşu 1979 yılına dayanıyor. Yani animasyon sektörü için bile oldukça eski. Fakat Türkiye’de Pixar’ın duyulması 1995 yılına dayanıyor diyebiliriz. O yıl Pixar “Oyuncak Hikâyesi” adlı filmini yayınlamıştı. Yaşı 30’un üstünde olanların kesinlikle hatırlayacağı bu 3D animasyon filmi tüm dünyada yeni bir dönemin başlangıcı oldu desek çok abartmış mı oluruz bilemiyorum. Türkiye’de de oldukça ilgi çeken bu animasyon filmi tam 30 milyon $’a mâl olmuştu! Bizim günümüzde bile milyon dolarlık bütçesi olan filmimiz o kadar az ki! Fakat 30 milyon dolara mâl olan bu film Pixar’a tam 362 milyon $ kazandırmış. Yani maliyetinin 12 katından fazlasını.

Pixar’ı 1986 yılında, o dönem kendi kurduğu Apple’dan kovulan Steve Jobs

Steve Jobs / 1955-2011
Steve Jobs / 1955-2011

satın alıyor. Jobs’un yaptığı her işte başarıyı elde etme geleneği olduğunu söyleyebiliriz. Bunun sebebinin teknolojiye tasarımı entegre etmekten ziyade, tasarıma teknoloji etme felsefesini benimsemiş olmasına bağlayabiliriz. Evet biraz karışık oldu. 🙂 Yani tasarıma verdiği öneme bağlayabiliriz. Gerçi Jobs’un personeline çok gaddar davrandığı gibi söylentiler olsa da yeni fikirlere ve estetiğe verdiği önem hepimizce de malum sanırım.

Pixar’ın tasarıma verdiği önemi daha iyi anlamak için Barış ÖZCAN’ın (@BarisOzcan) hazırladığı bu videoyu izlemenizde fayda var sanırım.

Tasarıma yapılan yatırımın hiç zarar ettirdiğini görmedim. Nitekim Pixar da yıllar yılı kârlılığını arttırdı. Hatta 2010 yapımı “Oyuncak Hikâyesi 3” ile 1 milyar $ gelir barajını dahi aştı. Hemen her filminden de yatırımının 5 ila 12 katı gelir elde etmeyi bildi.

Peki bu başarının benzerleri neden ülkemizde olamıyor? Bu soruyu bir solukta cevaplamak, ahkâm kesmek olur. Ama kendimce bazı görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Zaten bu makalenin ana teması da bu soru.

Başarılı bir animasyon filmi yapmak için elbette ki çok iyi bir teknik altyapıya ihtiyaç var. Fakat böyle bir altyapıya ulaşmak için sadece bedeli kadar para ödemek yeterli. Yani ulaşılamaz bir şey değil. Asıl zor olan bana göre doğru senaryo, bu işe inanacak ve milyon dolarlarını yatıracak yatırımcı ve eleştirel düşünmeyi seven yaratıcı bir ekip. Sanırım biz burada tıkanıyoruz.

Türkiye’de animasyon sektörünün gelişimi son yıllarda ivme kazandı. Burada da en büyük faktör kesinlikle TRT. TRT’nin 2008 yılı sonunda kurduğu TRT Çocuk kanalında %70 yerli yapım yayınlama kararı alması, ülkemizde animasyon sektörünün doğmasını sağladı dersek çok da yalan olmaz. Tam da TRT Çocuk’un kurulduğu sıralarda kuruluşunu tamamlamak üzere olan Düşyeri Çizgi Film ve Canlandırma Stüdyoları bu fırsatı iyi değerlendirdi ve Türk animasyon dünyasına hiç unutulmayacak Pepee‘yi kazandırdı. Sonraları Pocoyo‘dan çalıntı olduğu iddiaları başarısına gölge düşürmüş olsa da Pepee, Türk animasyon tarihinde başarılı bir proje olarak yerini aldı. Düşyeri’nin kurucusu ve sanatçı Kıraç‘ın eşi Ayşe Şule BİLGİÇ kuruluş aşamasını ve Türkiye’de animasyon sektörü ile tanışmasını çağrıldığı konferanslarda çok güzel anlatıyor. Eğer fırsatını bulursanız kesin gidip dinleyin. Benim Çanakkale’de verdiği konferansta aklımda kalanlardan en çok etkilendiğim şuydu sanırım:

Animasyon yapmak için Türkiye’de başvurabileceği tek yer olan Anadolu Üniversitesi Çizgi Film (Animasyon)  Bölümü’nün neredeyse 20 yıldır mezun veriyor olmasına rağmen, ulaşabildiği tüm mezunlar içinden animasyon ile para kazanılabileceğine inanan ve bunun teknik altyapısını bilen tek bir kişi bulabilmesi.

Bugün, TRT Çocuk’un can suyunu verdiği ve başat desteğini sürdürdüğü Türk animasyon sektörü pek çok yerli yapımla karşımıza çıkıyor. Bazılarını sayacak olursak; Keloğlan, Rafadan Tayfa, Canım Kardeşim,Cille, Dede Korkut Hikayeleri, Çınar vd. Bunlardan bazıları gerçekten teknik açıdan da oldukça kaliteli. Hani sonunda yapım hakkında verilen bilgiler olmasa yerli yapım olduğunu anlamak bile zor olacak.

Animasyon sektöründe ciddi yol aldığımızı söyledik. Fakat aldığımız yol, kendi ekranlarımızda daha fazla yerli yapım izlememizi sağlamaktan öte geçemiyor. Hâlâ dizi ihraç edebildiğimiz gibi animasyon ihraç edemiyoruz. Bu noktada daha yazının başında söylediğim eksiklikle karşılaşıyoruz: Milyonları düşünmeden riske atabilecek bir babayiğit, global bir senaryo ve eleştirel, yaratıcı bir ekip.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedinFacebooktwittergoogle_pluspinterestlinkedin

Animasyon sektörü, Pixar ve Türkiye” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir